Emptiness Serisi

“Çömlekçinin çarkı çömlek yapar, çömleği kullanışlı kılan içindeki boşluktur.” (Tzu, 2018, s. 23)

Toplumsal olarak seramik malzemeden üretilmiş nesnelere bakış açısı genellikle kullanılabilir olmaları yönündedir. Seramik olan her form kullanılmak zorundaymış gibi bir algı vardır. Seramik malzeme ile üretilen nesneler, doğası gereği içi boş üretilmelidir. Bu boşluk insanların zihninde kullanım alanı olarak canlanır. Teknik olarak boş olan, kullanıma uygun ve yararlı olurken, felsefi anlamıyla boşluk yokluğu temsil etmektedir. Çanağı yararlı kılan boşluk iken, çanağın yanındaki duvarlar olmasa bu boşluktan yararlanılamaz. Böylece varlık ve yokluk birbirini üretir ve birbirine bağımlıdır (Tzu, 2018, s. 110)

Bu seride üretilen tüm formlar, insanın varoluşsal süreçte karşılaştığı içsel boşlukla ilişkilidir. Ebeveyn-çocuk ilişkisi, aileden gelen veya çocukluğunda başına gelen travmatik olaylar, bireyin zaman içinde hissizleşmesine ve duygusal olarak yoksunluk oluşmasına neden olmaktadır. Boşluk hissi genel bir rahatsızlık hissi, arada bir gelip giden bir tamamlanamama halidir. Anksiyete, depresyon veya aileyle ilgili problemleri olan, duygusal olarak ihmal edilmiş çoğu insan, bu boşluk duygusunu bir şekilde ifade etmektedir (Webb, Musello, 2018, s. 111). 

Emptiness, Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz, 2023.

“Emptiness” (Boşluk) formları, çömlekçiliğin zanaat ve sanatla olan ilişkisini de irdelemektedir. Üretilen seramik formlar toplumun “bunun içine ne konulur?” veya “bu ne işe yarar?” gibi sorularına bir cevap olarak her yeri kapalı, altında iğne ucu kadar delik olan bu çalışmalara dönüşerek ortaya çıkmıştır. Bireyin hissettiği içsel boşluğu anlamlandırma gayreti ve toplumun seramik malzemeye yüklediği “kullanılabilir” olma hali çatışma içindedir. Formların yuvarlak yapısı, hem teknik hem de atıfta bulunduğu konuya karşılık gelmektedir. Aslında formlar içsel boşluğu değil, bu durumun neden olduğu travmatik yansımaları (kişilik bozukluğu) ortaya koymaktadır. İnsan hayatında önemli iki duygusal ihtiyaç vardır: güven ve sevgi. Çocuğun hayatında ihtiyaç duyduğu bu iki duygu ebeveynler tarafından karşılanmaz ise duyguları tatmin etmek amacıyla arayış içine girilir (Akçakaya, 2021, s. 86). 

Özellikle anne ve bebek etkileşimini konu alan nörobiyolojik araştırmalar, insan yavrusunun annesi ile kurduğu ilişkinin, erken dönemde kişiliğin şekillenmesinde son derece önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Anne-bebek arasında oluşan bağlanma sorunlarının, yetişkinlikte duygu, düşünce ve davranışlar üzerinde yansımaları olduğu düşünülmektedir (Akçakaya, 2021, s. 90). 


Emptiness, Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz, 2023. 

Çocuğun ilk gelişim dönemlerinde sevgi ve güven duygusu hayati derecede önem taşır. Bilinçdışı alanlarının derinliklerindeki sevgi ve güven eksikliği, yaşamın birçok alanında değersizlik ve yetersizlik gibi duygular hissedilmesine neden olmaktadır. Ego kapasiteleri gelişmemiş olduğundan bu tür duygularla yüzleşecek ve onlarla baş edecek gücü kendilerinde bulamazlar. Bu nedenle yaşamlarını nispeten daha dengeli bir alanda sürdürmek için bazı ilkel savunma mekanizmalarına başvurma ihtiyacı duyarlar. Heyecanı, stresi ya da öfkeyi kontrol edebilmek, egonun belli bir düzeyde gelişmiş olduğunun göstergesidir. Zira boşluk anları, bilinçdışında varlığını sürdüren nahoş duyguların açığa çıkmasına neden olabilir. Bilinçdışının derinliklerinde yoğun değersizlik ve yetersizlik duyguları barındıran kişiler boşluğa tahammül edemezler. Hal böyle olunca, ne zaman boşlukta kalma ihtimalleri açığa çıksa, “eyleme vurma” (acting out) denilen savunma mekanizmasına başvurmak zorunda kalırlar (Akçakaya, 2021, s. 77-79).

 Eyleme vurma davranışının temelinde haz alma duygusu yatmaktadır. Bu davranışlar, işkoliklik, aşırı ibadette bulunma, sürekli olarak sosyal ortamlarda bulunma ya da birileriyle diyaloğa girme ihtiyacı, sosyal medyada aşırı aktif olma, yoğun alkol ve uyuşturucu kullanımı olabilir. Bu tür davranışlar hissedilen yoğun kaygı karşısında geçiçi bir rahatlık sağlamaktadır. Bu noktada birey, İd ile hareket etmektedir. İd Freud’a göre insan kişiliğinin hemen haz almaya çalışan bilinçdışı, içgüdüsel yönüdür. İd genellikle olumsuz, antisosyal davranışlarla ilişkilendirilse de üreme arzusunun yanı sıra açlık ve susuzluk gibi hayatta kalma için gerekli olan içgüdülerden de sorumludur. (Jarrett, 2020, s. 12).

 “Emptiness” serisine ait formlara Terra Sigillata uygulanarak yüzeylerinin parlak, pürüzsüz ve saten dokulu olması, böylelikle izleyicilerde onlara dokunma isteği uyandırması amaçlanmıştır. Perdahlanmış yüzey, Terra Sigillata uygulaması, yuvarlak parlak forma dokunulduğunda izleyiciye verdiği haz ve sarılma isteği, çocuğun aradığı türden sevgi ve güven duygusuna atıfta bulunmaktadır. Sergilerde genellikle eserlere dokunmak yasaktır. Eserlerin sadece belli bir mesafeden izlenilmesine izin verilir. Japonya’da ise durum farklıdır. Sergilerde seyircinin eserlerle etkileşimine, eserlere dokunmasına engel olunmaz. 

Bu seyirci tarafından talep edilmiş, alışılmış bir durumdur. Seyircinin konuyla etkileşime girebilmesi için, “Emptiness” serisine ait eserlere dokunmasının sergi boyunca teşvik edildiği gösterilmektedir. 

La cerise sur le gâteau sergisi, Pg Art Galeri, Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz, 2023. 

Sanatçının bu durumu, kendinde bulamadığı ve ulaşamayacağı duyguları, ürettiği formlar üzerinden arayışıdır. Seyirciyi de bu arayışın merkezine koyarak formları birer arzu nesnesine dönüştürmeye çalışmaktadır. “Lacan, yoksunluğu öznenin ihtiyaçlarından birini doyurmaya elverişli gerçek nesnenin eksikliği olarak değil, öznenin sevgi talebinde deneyimlediği eksiklik olarak nitelendirir. Özne ihtiyaçları doyduğu halde bu sevgi talebini tatmin edilmiş olarak deneyimleyebilir; dahası birinin sevgi talebine cevap vermekten sakınmak için ihtiyaçlarını tatmin etmek alışıldıktır.

Görünüşte istediği gerçekleşmiş olduğu halde, arzu açıkca aranılan nesnenin aracılığıyla gerçekten bambaşka bir şeyin peşinde olduğu sürece, özne en küçük yaşlarından itibaren çok güçlü bir haksızlık duygusu hissedebilir. Arzu nesnesi başka bir arzu nesnesini saklayabilir, özneye istiyor gözüktüğü nesneyi sunarak ve diğer nesneden habersizmiş ya da bilmiyormuş gibi yaparak onu incitebiliriz” (Lacan, 2011, s. 156)

 Duygusal boşlukları tatmin etme isteği bizi arzu nesnelerine yönlendirir. Jacques Lacan’ın “objet petit a” kuramına göre ihtiyaç-talep-arzu süreci her zaman tatmine yeterince ulaşamadan eksik kalmak zorundadır çünkü arzulanan nesneye ulaşıldığında arzu yok olur ve tatmin eksik kalır. “Ama aynı zamanda hazzını onu sınırlandırarak arar. Özne neredeyse durmadan haz ilkesinin sınırlarını aşmaya meyleder. Bununla birlikte bundan beklenilen “daha fazla haz” sonucuna ulaşılmaz, zira Lacan’ın dayanılmaz haz olan zevk diye adlandırdığı, öznenin tahammül edemeyeceği bir haz derecesi vardır. 

Zevk, haz değildir, hatta ıstırap olabilir. Böylece özne ıstırap olan semptomundan paradoksal bir zevk alabilir” (Cléro, 2011, s. 167). “Boşluktan bahsetmek, boşluğun olduğu yerden konuşmak hayli irkiltici ve zor. Aslında bana göre bütün sanatların çıkış noktası yokluktur. Yazarın boş kâğıt karşısındaki çaresizliği aynı zamanda onun yazma nedenidir. Yokluğu kuşatmak ve simgeleştirmek hem çaresizliği ifade eder hem de çarenin ta kendisidir. Çağdaş psikanalize damgasını vuran kavramlardan biri olan “olumsuzun çalışması” tam da bu bağlamda düşünülebilir. “Olumsuzun çalışması öznenin olumsuzu, yokluğu temsil edebilme, kavramlaştırabilme kapasitesine işaret eder. Freud’un kuramının merkezine yerleştirdiği, arzunun varsanı düzeyinde gerçekleştirilmesi fikri düşünüldüğünde, olumsuzun çalışması kavramında vurgu olumsuzun varsanıyla deneyimlenmesi üzerindedir (Güngörmüş, 2021 s. 30). 

La cerise sur le gâteau sergisi, Pg Art Galeri, 2023, Fotoğraf: Deniz Tapkan Cengiz.

İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettğim şeyle hayatın beni yaptığı arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım (Pessoa, 2022, s. 268). 

Otoportre, Fotoğraf: Deniz Tapkın Cengiz, 2023.

Terra Sigillata uygulanmış formlar parlaklıkları sayesinde bir ayna görevi görür. Antik Yunan kırmızı-siyah figürlü Attika kaplarında olduğu gibi form üzerinde bir yansıma oluşmaktadır. İzleyici kendi silüeti ile karşı karşıya gelir. Ancak buradaki mekân ve bireyler an ile birlikte değişiklik göstermektedir.

Bu yazı Metin Ertürk tarafından yazılmış TÜRKİYE’DE ÜRETİM SÜREÇLERİ VE KAVRAMLAR BAĞLAMINDA ATÖLYE ÇÖMLEKÇİLİĞİ doktora tezinin bir bölümünden alınmıştır.

 

Back to blog