ilk deneme
Seramikle bir ifade dili kurmak uzun ve zorlu bir süreç. Günlük hayat, yaratma güdüsü için ciddi bir kaynak olabiliyor. Bu kaynak; kişisel, toplumsal ya da kavramsal bir yaklaşımla anlatıya dönüşebiliyor. Malzemeyle bağ kurmak — ne kadar romantik bir söylem gibi görünse de — anlatmak istediğiniz şeyin detaylarını besliyor.
Seramiği kişisel bir oyun alanı olarak görmekten vazgeçemiyorum. Belki de bağ kurabildiğimi hissettiğim tek şey olduğu içindir. Sert tavırlarımın, imkânsız denemelerimin, bilinçsizce yaptığım hataların ve bilerek yaptığım yanlışların sonucunda onun hâlâ orada duruyor olması; duygusal ve derin bir bağdan başka bir şey değil. Öyle bir alan ki, ego savaşlarının gürültülü ve çok sesli söylemlerini bile içeri almayan bir yalıtım malzemesi gibi.
İşlerimin, kişisel hayat deneyimimin bir otobiyografisi olduğu sıkça söylenir. Çalışmalarıma sırasıyla bakıldığında hangi evrelerden geçtiğimi, ne tür düşünceler içinde olduğumu ya da neleri çözmeye çalıştığımı okumak mümkün. Ya da tam tersi; anlamsız bir şekilde yalnızca dekoratif bir obje olarak da görülebilir. Önemli olan, her seferinde ayağa kalkıp duygularını ve fikirlerini ifade edebilmek. Bunun için ciddi bir psikolojik cesaret gerekir.
DEHB’nin getirdiği bazı etkiler bu yaratıcı süreci derinden etkiliyor: detayları daha fazla görmek, ifade biçimini sürekli geliştirme ihtiyacı… Çünkü konuşmak ve kendini anlatmak, diğer insanlara kıyasla daha zor olabiliyor. Dehb’li bireylerin “Normal” davranabilmek için ne kadar enerji harcandığını bilseniz şaşırırdınız.
“Mecal”, tam da bu duygusal iniş çıkışların, dürtülerin ve en yoğun hâliyle hissedilen beyin yorgunluğunun ifadesi olarak ortaya çıktı. İlk tasarım, ChatGPT’ye durumu anlatmamla ortaya çıktı; elbette birebir aynısını yapmak gibi bir niyet yoktu. Formun üzerinde ki silindir kütle dolu ve ağır. Vermek istediğim o mecalin kalmadığı ağırlığı hissettirmek.
Yapay zeka tasarımı
Seramikte kütle bir formdan çalışmak pek alışıldık değildir. Teknik olarak birçok zorluk barındırır ama imkânsız da değil. Form üzerindeki kütle gereğinden fazla ağır ve son aşamaya gelene kadar pek çok detayın çözülmesi gerekiyor. Form vakum presten çıktığı için, içinde hava kalma ihtimali yok; ancak yavaş kurutma ve yavaş pişirim malzeme açısından kritik öneme sahip.
Tabii bu teknik bilgileri biliyor olmak, üretme ve oyun heyecanımı durduracak değil. Anlık bir heyecanla elimdeki ilk sırla formu sırlayıp fırına yerleştirdim. Sonuç: kütlenin bir parçası kopmuş şekilde fırından çıktı. Bir parçanın fırına yapışmış hâlde bana bakması ve “başına bunun geleceğini tahmin ediyordun” diyerek söylenme hali. Sonunda ilk pişirimi daha yavaş yapmam gerektiğiyle yüzleşme durumu.
Seramikle aramdaki en derin bağın tam da bu noktalarda oluştuğunun farkındayım.
O hep orada:
“Beni dinlemezsen zamanın gider, paran gider, emeğin gider. Ama sana bir şeyler öğretirim. Ve bundan keyif alırsın.”
Eyvallah ortak. Sorun yok.
“Benim kalmadı mecalim” cümlesini seramik hayatımda hiç kullanmam çalışırken yorulduğumu da hiç düşünmem ama günlük hayatımda uzun süredir var. Bir şeyleri ifade etmenin, anlatmanın yorgunluğu mu bilmiyorum. Bu yazıyı yazarken bile ne kadar anlatmaya çalıştığımı tekrar okuyunca fark ettim.
Şimdi kütle silindiri makineden yeniden çıkardım. Kurumaya aldım. 24 saat boyunca bisküvi pişirimi olacak; ardından 1165°C’de sır pişirimi yapılacak. Yani umuyorum planladığım gibi gider. Gitmezse de gitmez yani nabalım.
Blog yazacaktık, günlük oldu.

Yapay zeka tasarımı